Site İçi Arama


ANKARA SPORUNA DAİR KISA KISA...

3086 Okunma


Klasspor’u yenileme çalışmalarından dolayı uzun zamandır köşemden yazı paylaşamadım.

Haber girişindeki yavaşlama da Ocak ayı ile birlikte yoğunlaşarak. Çok daha işlevsel, çok daha hızlı çok daha güzel bir Klasspor geliyor.

Konu çok olunca kısa kısa değerlendirme yapmak istedim... Umarım çok uzatmam. (Yazının başında çok uzatmayacağım dememe rağmen 6 Word sayfası olduğunu bitince fark ettim. Kusura bakmayın)

Etliye, sütlüye dokunmadan yazı yazmak da hiç tarzım değil. İsmini vermeden yazdığım kişiler de kendilerini bildikleri için o bölümleri üzerlerine alınabilirler. Hiç sakıncası yok...

ANKARAGÜCÜ ŞAMPİYONLUK İÇİN TRANSFERİ ŞİMDİDEN PLANLAMALI

Ankaragücü, 2 hafta önce yaşadığı Menemen kazası sonrası kaybettiği liderliğe bu hafta tekrar oturdu. Şimdilik Gümüşhane ile aynı puan, aynı averaj, gol farkı ile.

3. sıradaki Menemen’den 8 puan fark ile.

Aşağı ile ara iyice açıldı. Gümüşhane ile rekabet sezon sonuna kadar gideceğe de benziyor.

Bu hafta puan kaybetse de rakibi küçümsemek büyük hata olur.

Yapıldığı açıklanan ödemeler ile Ankaragücü’nü devre arasında sürpriz bir transfer yasağı da beklemiyor.

Şimdiden devre arasında yapılacak transferleri planlamak ve çalışmalara başlamak gerekli. Takviye olmaz ise ikinci yarı bu kadar rahat geçmeyebilir. Play-Off mücadelesi verenler, ligde kalma mücadelesi verenler hep sürpriz skorlar yaratır.

Bu iş Play-Off’a kalmadan direk şampiyon olarak tamamlamak, riske atmamak lazım.

Kötü oynanan maçlarda da alınan 3 puanları güzel futbol ile süslemez ve şampiyonluğu erkenden kucaklanmaz ise iş tehlikeye girer.

ÜMİT ÖZAT BİZİ UTANDIRABİLİR. KENDİNE GÜVENENLERİ UTANDIRMASIN!

Gençlerbirliği’nde şimdilik işler yolunda gidiyor. Kutsal 8.lik hedefinden bir şaşma yok.

Ahmet Oğuz’un 4. sarı kartı, Uğur Çiftçi’nin kırmızı kartı nedeni ile Adana maçında beklerde rotasyona gidilecek. Ahmet’in yerine oynayacak Orhan’dan çok 2 maç Uğur’un yerine forma giymesi beklenen Halil İbrahim’in kendini göstermesi için büyük şans var önünde. 2 sene önce formayı kapıp uzun süre bırakmayan Halil İbrahim aynı performası bu sefer de göstermesi gerekli. Fırsat bekliyordu. İşte fırsat. Bu sezon ikinci kez 90 dakika forma şansı bulan Aydın da bekte kötü performans göstermedi yoksa...

Ümit Özat faktörüne şimdilik fazla değinmiyorum. “Kazanan haklıdır” mantığı sahadaki oyun için geçerli olabilir. Saha dışında değil. Haksız, haksızdır.

Ben de merakla saha dışında göstereceği tutumu, Ankaragücü’nde, Elazığ’da, Samsun’da, Mersin’de yaptığı agresif davranışları Gençlerbirliği’nde sergileyip sergilemeyeceğini bekliyorum. Taraftar, yönetici, gazeteci kavgaları ile nam salmış Ümit Özat konusunda şerbetlenmiş Ankaralı sporseverler ve gazeteciler gibi ben de yaşanabilecekleri az buçuk tahmin edebiliyorum.

Ama kulüp yöneticiler ısrarla eski Ümit Özat’ın olmadığını, insanların değişebileceğini ve Özat’ın bu değişimi yaşadığını iddia ediyor.

Ben inanmıyorum.  

“Zaman” diyorum, “Umarım yanılan ben olurum” diyorum.

Çok da eski olmayan davranışlarını Özat yine sergiler ise bu sefer ona güvenenleri de utandıracağını unutmamalı. Tabi bunu umursuyor ise...

BİZİM DE HAYALLERİMİZİ KORUMAYA İHTİYACIMIZ VAR

Dün Gençlerbirliği karşısında Trabzonspor’u izlerken 12-13 sene öncesine gittim...

Orta sıralarda, 32. dakikada 10 kişi kalmış bir Anadolu kulübüne karşı Ersun Yanal’ın çalıştırdığı herhangi bir takım hayal ettim.

Gözüm kapalı “5-6 fark ile Ersun Yanal’ın çalıştırdığı takım kazanır” derdim diye geçirdim içimden.

Gözlerimi açtım ve öyle olmadığını gördüm. Son dakikada 1 puanı kurtarmak için stoper alan bir Ersun Yanal takımı gördüm sahada.

Etkisiz, pozisyon üretemeyen, korkak.

İster Gençlerbirliği ister Ankaragücü taraftarına “Takımın başında teknik direktör olarak kimi görmek istersin” diye sorsanız bahse girerim en az %80’i Ersun Yanal sonucu çıkar.

Hâlâ hem Ankaragücü hem Gençlerbirliği taraftarı için unutulmaz isimdir Ersun Yanal.

Damardan uyuşturucu verip mayıştırmış, gittikten sonra bir daha futboldan keyif alamamış binlerce insan bırakmıştır arkasında...

Benim gibi çoğu kimsenin hayalidir Ersun Yanal’ın bir daha bu şehirden geçmesi.

Futbolu ile şenlendirmesi, şampiyonluk hayalleri kurdurması.

Dün işte ben o hayalimin yıkılıyor olmasından korktum en çok.

Basın toplantısında da sonrasında koridorda da tam olarak hayalimin akibetini sordum.

Mesut Bakkal’ın “Ersun hocanın eline odun ver, futbol oynatır” sözünü unutup Trabzonspor’un kötü bir kadrosu olduğuna, sahadaki bu kötü oyunun bu yüzden olduğuna inandırdım kendimi.

Belki bizim de yalanlara inanmaya ihtiyacımız vardı.

Ersun Yanal bir daha gelecekti, şampiyonluğa oynayacaktık, Avrupa’ya gidecektik, Blackburn’ü, Sporting Lizbon’u, Parma’yı Valencia’yı ipe dizecektik....

Hayal işte....

HACETTEPE’DE KAOS, DRAM, TRAJEDİ

Hacettepe’de yaşananlar ise dram ile trajedi arasında bir yerde...

Geçen sene Play-Off mücadelesi sırasında Mustafa Kaplan’ı gönderip Osman hocanın getirilmesi ile başlayan saçma sapan süreç takımı ligin dibine getirdi.

Nerede geçen seneki Hacettepe, nerede bu seneki Hacettepe. Arada dev bir uçurum var. Maçlara bile ayağım geri geri gidiyor.

Sezon başında takımdaki önemli isimleri “takımda durmak istemiyorlar” bahanesi ile göndermeler, kolej takımı, altyapı takımı kimliğini kaybettirip dış transferler ile kadro kurma çalışmaları, Tolga Doğantez gibi sicili kabarık, hocalık vasıfları yetersiz ve diplomasız bir hoca ile başlanması takımı darma duman etti.

Takımın durumu erkenden ortaya çıkmasın diye hazırlık maçı bile oynamadı takım. "Hocanın tarzı" bahaneleri ile de milleti avuttular. 

“Takımda durmak istemiyorlar” sözünün arkasına sığınlıp neden gitmek istediklerine hiç bakılmadı. Asıl sorun da tam oradaydı aslında.

Doğantez’den sonra Taner Öcal da Cafer Aydın da yaraya merhem olamadı.

Ligin 14 haftasında 3 hoca değişti. Erzurum’a son saniye gol atıp 1 puan çıkmasaydı şu saatlerde 4. hoca da yolda idi.

Yara derin, yara büyük.

Şimdi kongre süreci yaklaşıyor.

Başkan değişimi yaşanacağa benziyor.

Onda bile kaotik bir durum var.

Öncelikle bu kulübün amacının ne olduğuna bir karar verilmesi lazım. Yarışmacı bir takım mı olacak, yetiştirici mi? Yoksa hem Gençlerde hem de Hacettepe’de yöneticilik yapan arkadaşın söylediği gibi takımı kapatmak mı amaç? Hacettepe lüzumsuz ise yönetiminde yer almaya çalışmak, futbolcular ile yemekte fotoğraflar vermeye çalışmak neyin nesi? Bedava yemek olmasa gerek...

Hem yarışmacı hem de yetiştirici bir takım projelendirip başarılı bir iş çıkması oldukça zor. Uzun yıllar sabretmek gerekiyor. Sabredecek irade de uzun zamandır Beştepe’de görünmüyor.

Taner Öcal ile yolların ayrılması ile birlikte takımın bu sene kadrosunu kuran Seçkin Topçu gönderilmiş, yöneticilerden Halil Erkman’ın istifası alınmıştı. İstifa eden Erkman daha sonra futbolcular ile bir toplantı yapmış, ortalığı da bir güzel karıştırmış.

Kulüpte çalışanlardan öğrendikleri ile sayfalarca rapor yazıp, Power Point sunumları hazırlayıp, Cavcav’a kendi görüşü gibi anlatarak takım yönetmeyi denersen puan durumunun son paragrafında yerini böyle alırsın.

Kulüp Başkanı Arda Çakmak gibi herkesin sözünden etkilenip masaya yumruğunu vurmaktan imtina eder isen kulüp kimin tarafından yönetildiği belli olmayan bir hale getirirsin.

Dolduruş ile yönetilir, eski pazarlamacılar ile yönetilir, bilgili, bilgisiz kim ne derse öyle yönetilir. Çamaşır deterjanı alır gibi oyuncu alınır, oyuncu gönderilir.

Halil Erkman düne kadar “Bu takımı ben kurdum, ben yönettim, şunu da ben getirdim, bunu da ben gönderdim” diyor ise sorumluluğu da başkalarının üstüne yıkmayı bırakıp daha önce ettiği istifanın gereğini yapmalı, insanların önünü açmalı. Cavcav’a yazdığı sayfalarca rapor kendi koltuğunu korumasını sağlayabilir ama takıma bir faydası dokunmadığı artık göründü. Bunu rapor ile değil ama basit bir kaç rakam ile ben açıklayabilirim.

Ligin 14. Haftasında 6 mağlubiyet, 3 galibiyet, 5 beraberlik. 14 puan ile gelen 15.lik. Hacettepe’nin geçen sezon 34 haftada sadece 7 mağlubiyet aldığının altını da çizersek bundan Hacettepe’nin geldiği durumu anlatan muhteşem bir grafik hazırlanabilir. Rapor için Excel formülünü de isterseniz gönderebilirim...

Yoksa ben de iddia edildiği gibi Cavcav sonrası planlanan operasyon için kulüpteki düzgün insanların uzaklaştırılması için çalışmaların başladığına inanacağım... Zaten yıllardır bu konuda tetikteyim.

ETİMESGUT LİGDE KALSA YETER DİYORDUM, PLAY-OFF MÜCADELESİNE GİRİŞTİ.

Etimesgut 2.lige bu sezon yükseldi.

Beklentim oldukça da düşük, kredim oldukça yüksekti.

Yeni yükselen bir takımın ilk senesi için ligde kalmasını da başarı görüyorum.

Etimesgut, Mehter takımı gibi 2 ileri 1 geri gitse de ligi orta sıralarda hatta play-off’u zorlar bir konumda tamamlayacağını düşünüyorum. 14. Haftada 21 puan hiç de fena değil. Hakem hataları ile kaybedilen puanları da atlamamak lazım.

Hem Enver Demirel’in hem Hasan Kartal’ın hem de Sportif Direktör Yılmaz Bal’ın Ankaralı hocalarla çalışma konusundaki tavrını da gönülden destekliyorum.

Gelecek sene stadı ve tesisleri yapılmış bir Etimesgut’un bu sezon Ankaragücü gibi 1.Lig mücadelesi vermesi hayal değil.

KEÇİÖRENGÜCÜ’NÜN ARTIK PUAN KAYBETME LÜKSÜ SONA ERDİ

“Halı saha takımını bu kadar uzun süre bir arada aynı hoca ile oynatsan başarılı olur” derler ya. Keçiörengücü işte tam bu klişeye uygun bir takım. Yıllardır bir arada oynayan oyuncu topluluğu.

Yıldıray, Coşkun, Timur, Mustafa Kayabaşı gibi ligin önemli oyuncuları da elinde.

Lige süper başlangıç da yaptılar.

Ama sonradan duraklama dönemi başladı.

Başlangıç kazanılan krediler tükenmek üzere. 1-2 maçta daha puan kaybı sürer ise kendini play-off potasının dışında bulabilir.

Oldukça zor ve ciddi rakipler ile şampiyonluk mücadelesi veriyorlar.

Güzel futbolu geri dönerse 1.lige şampiyon olarak çıkmaları şaşırtıcı olmaz.

***

Futbolda diğer takımlara daha sonra değineceğim. “Bizi unuttu” diye düşünmeyin.

BASKETBOL KADINLARDA  ZATEN YOKTUK, ERKEKLERDE DE YOK OLMAK ÜZEREYİZ

Basketbol Erkekler Süper Liginden geçen sezon Telekom’u alt lige gönderdik.

Kadın Basketbolunda zaten yokuz.

Elimizde bir TED Kolejimiz var.

2 günde transfer yapan, geçen sene yaşadığı kabus nedeni ile Rönesans’ın sponsorluğunu kaybeden TED.

Oynadığı 8 maçın 8’ini de kaybetti.

Gün geçtikçe de umutlar tükeniyor.

Bu sezon bütçesi oldukça daraltılan Telekom da Süper Lige dönmez ise Basketbol’da takımsız bir Başkentimiz olacak.

Türkiye’nin en büyük spor salonlarından biri olan Ankara Arena’yı ancak konserlerde ve parti kongrelerinde ziyaret edebileceğiz.

Durum vahim. Çok vahim.

HALKBANK ANKARA’DA KALMALI, ZİRAAT BANKASI ANKARALI OLMALI

Erkek Voleybolunda 3 takımımız var.

Halkbank, Ziraat ve Maliye Milli Piyango..

Türkiye’nin en iyi takımlarından Halkbank sezona kötü başladı.

Ziraat yetiştirici kulüp kimliği ile önemli başarıya imza atıyor. Ankara derbisini kaybetmesine rağmen ligde 2. sırada.

Mali Milli Piyango ise Efeler liginde beklenenden iyi gidiyor..

Kadınlar Ligindeki tek temsilcimiz Halkbank ise yetiştirici kulüp kimliği ile önemli başarılara imza atıyor.

Voleybol’da asıl mesele başarıdan çok Halkbank’ın durumunda...

Bankanın merkezinin İstanbul’a taşınması ile birlikte takımın da gitmesi söz konusu.

Hatta söylenenlere göre gidecek de.

Sporda bir markamıza daha uzaktan el sallayacağız.

Şehrin spor büyüklerinin müdehale etmesi ve kalmasını sağlamak için çaba sarf etmesi gereken bir konu.

Hatta takımın kalması için kampanya bile yapılması gerekli.

Ziraat’in ise Ülke Bankası kimliğini kenara bırakıp Telekom’un bir dönem başarı ile sergilediği Ankaralılık kimliğine geçmesi lazım.

Futbolda başarıya aç Ankaralı sporseverleri salonlara çekmenin tek yolu bu kimliğe sahip çıkmaktan geçiyor.

“Seyirci yok, taraftar yok” diye ağlamayı bırakıp Ankaralı olduğunu göstermek gerekli...

Yapan kazanır. Ziraat’in bu kimliği en rahat sahiplenecek takım olduğunu düşünüyorum.

YENİMAHALLE’NİN ARTIK İKİ HEDEFİ VAR

Hentbol kadınlarda Yenimahalle, Alman rakibi karşısında evinde önemli bir avantaj yakalamıştı. Deplasmanda bu avantajı kullanamadı ve Avrupa macerasına veda etti.

Sezonun başında Süper Kupayı da kaybetti.

Ligde maç eksiği olmasına rağmen liderliği koruyor.

Önünde hem lig şampiyonluğu hem de Türkiye Kupası var.

İkisini de kazanması gerekli.

Hem Süper Kupa hem de Avrupa’dan erken veda etmeyi unutturması için...

Erkek Hentbolundaki Ankara takımları ise önceki sezonların kopyasını yaşatıyor bize.

Ankara Büyükşehir zirveye, Maliye Milli Piyango orta sıra, yeni adı ile MYK Hentbol ise ligde kalma mücadelesi veriyor.

Sezon sonuna kadar da öyle gider diye düşünüyorum.

Facebook Yorumları
Facebook üzerinden yorum var.
Site Yorumları
YORUM YAZ
Adınız:
Yorum:
Güvenlik
Okuyucularımızın görüşleri bizim için çok önemlidir.
İçinde küfür, hakaret, tehdit, aşağılama bulunmayan; aynı bilgisayardan farklı isimler ile yazılmayan tüm yorumlar yöneticilerimizin onayından geçtikten sonra en kısa sürede yayınlanacaktır.
11
Halil Erkman
30 Kasım 201620:01
Deterjan satmak temiz bir iştir!. Zira temizlik içindir. Adam satmak yerine deterjan satmak gibi temiz bir işi tercih edenlere sevgilerimi gönderiyorum!..
10
Halil Erkman
30 Kasım 201617:55
Gerçek kimliğiyle yazı yazmayan herkes yüreksizdir diyemem ancak gerçek kimliğini kullanmadan yazarak sataşan ve kalitesizliğini ortaya koyan yüreksizlere cevap yazmam gerekmiyor ama yine bir düzeltme yapmam gerekiyor. 17 senesi üst düzey olmak üzere 25 senelik yöneticiliğim var. Satış ve Pazarlama alanında fena değilim. Gerçek kimliğiyle CV'sini veren her kişinin de piyasa değerini saptayabilirim. Eğer ucuza gideceğinden çekinmiyorsa!..
9
Ankara Takımlarımı
30 Kasım 201617:00
Eeee hani Osmanlıspor?Bu ne hazımsızlıktır arkadaş...
8
Hazım İlken
30 Kasım 201613:30
Atlas'ın en sevdiğim özelliği kitaba ortasından başlaması. Hikaye anlatmıyor. Aşağıda verilen yoruma da baktım yalan söylüyorsun denememiş. Çekinmeden, yaşananları paylaştığın için çok teşekkürler. İlgi ile takip ediyorum. Yalnız daha sık ve daha kısa yazarsan sevinirim. Konular karışıyor diğer bölümlerdeki önemli mesajlar ziyan oluyor. Saygılarımla
7
I Cavcav
30 Kasım 201611:27
Ilhan amcam işini bilir. Deterjan pazarlamacısı HALIL PAZARLAMA yi yonetici yaptiysa bir bildigi vardir..
6
Gençlerbirlikli1923
29 Kasım 201622:45
Gençlerbirliği\'nin en büyük sorunu Cavcav ve yönetim kadrosudur. Koskoca Başkentin takımını 8.liğe alıştıran her sene hedefsiz sezona başlayıp orta sıralarda bitirelim anlayışıyla devam ettirilen bir kulüp olduk. Orta sırada bitirsek ne bitirmesek ne 8. olsak ne olmasak ne. Yıllardır ligdeyiz şu büyük takım denilen Trabzonspor\'dan bu ligde daha fazla sezon oynadık ama sonuç ne. 1959\'dan bu yana ligdeki en büyük başarı 3.lük. Hani geçen sene Konya\'nın yaptığı şey. Bizim çeyreğimiz kadar ligde oynayan Sivavsspor\'un 2.liği varken bizim sadece 3.lüğümüz var. Başarısızlık abidesiyiz adeta! Diğer yandan da kulübe ilgi için hiçbir çaba sarfedilmiyor. Kulübün parası olmasına rağmen şehirde 1 tane bile store yok. Sanki İstanbul\'da yaşıyoruz heryerde Bizans takımı storeları varken bizim yok. Ondan sonra tribünler niye boş niye ilgi az. Bizden iki alt ligde olmasına rağmen Ankaragücü taraftarı için çok daha fazla heyecan uyandırıyo. Alt ligdede olsa ciddi bir hedefleri var. Biz süper ligdeyiz de ne oluyor ne hedefimiz var?
5
I Cavcav
29 Kasım 201618:30
Canimiz baskanimiz bas tacimiz Ilhan Baskanimiz olmasa siz goruldugu gibi birbirinizi yemeye baslarsiniz.Iste bu yuzden Allah basimizdan eksik etmesin.Iyiki varsin Ilhan amca.
4
GB
28 Kasım 201622:08
Halil Erkman dünyanın ilk iki büyük hızlı tüketim ürünleri şirketinden birinde uzun yıllar yöneticilik yapmıştır. Yani başarılı bir geçmişi vardır. Futboldan da iyi anlar. Peki iş hayatında gösterdiği başarıyı bizim kulüplerde göstermesi mümkün mü ? Elbette değil. İş hayatındaki şirket tam kurumsal ve yöneticisini her türlü yetkiyle donatan bir işletmedir. Bizimki ise tek kişinin ağzından çıkanın uygulandığı bir sıradan kurumdur. İşler iyi giderse o sözde duayene yazılır. İşler kötü giderse başka birilerine fatura edilir. Oysa konunun tek sorumlusu vardır. Bunu da zaten herkes biliyor. Kendimizi kandırmayalım.
3
halil erkman
28 Kasım 201613:13
Ben Halil Erkman. Öncelikle hakkımda yapılan yorumlarla ilgili bazı düzeltmeleri yapmam gerekiyor. Bülent Bey yorum yapmadan önce benimle görüşseydi bu düzeltmelere gerek kalmazdı. Ya da ister Şura Salonunda, ister bir kapalı spor salonunda isterse de bir stadyumda, cümle alem önünde, kendi haber alma kaynakları da yanında, tüm şahitler ve izleyiciler önünde bir sunum yapardım. Küçümsediği çalışmaları kendisinin yöneteceği bir açık oturumda tartışırdık. Herkesin görüş ve katkısını alırdık. Çalışmalar uluslararası literatürden taranmış bilgilerden ve ülke özelinden derlenmiş gerçeklerden hareketle, Gençlerbirliği ve Hacettepespor özeline indirgeyerek hazırlanmıştır. Beştepe'deki tüm hocaların da katkısına başvurulmuştur. Bu çalışmaları küçümsemek bir gazetecinin en son yapacağı iştir. Çalışmayla ilgili her türlü eleştiriyi yapabilir ama çalışanları-çalışmaları küçümsemek gerçekten çok üzücü!.. O çalışmalar başladıktan sonra ikinci yılında Hacettepespor 3.Ligden 2.lige çıkmıştır ve Gençlerbirliği'ne; Ahmet Oğuz, H.İbrahim Pehlivan, İrfan Can Kahveci, Berat Tosun'u vermiştir. İlk yılında da Uğur Çiftçi'yi vermişti. Sonra Çağrı Bülbül ve daha sonra Mahmut Bilir'i vermiştir. PTT 1.Lige gidenleri saymıyorum. Biz Maraş'ta bir üst lige çıktığımızda, Halil Erkman Futboldan sorumlu başkan yardımcısıydı. Seçkin Topçu genel menejer ve Mustafa Kaplan da teknik direktördü. Sayın Turgay Kalemci de başkandı. Oyuncuların ardından Mustafa Kaplan da Gençlerbirliği hocası oldu yani Hacettepespor sayesinde!. Sonra yönetim değişti ve yönetimde olmama rağmen hedefler konusundaki farklı görüşümüz nedeniyle bendeniz aktif bir görev üstlenmedim. Aynı yönetim Mustafa Kaplan ile yolları ayırma kararı aldı. Ben de bu karara katıldım. Ayrılma gerekçelerini o günkü aktif rol üstlenmiş arkadaşlarımdan öğrenebilirsiniz. Açıklamak bana düşmez. İstek üzerine yeniden aktif görev aldım. Ben, Seçkin Topçu ve Tolga Doğantez ile birlikte yönetimin talepleri ve bizim de inandığımız bir proje hazırladık. Proje ilk 6 hafat sonunda futbol açısından uygun gidiyordu. Tolga Hoca ile yönetimimizin davranışlar açısından anlaşamazlığı 6. maçta alınan şansız yenilgi ile Tolga'nın istifasına yol açtı. Bu arada işlerin daha iyi gitmesi için yola çıkan arkadaşlarımın önünü açarak 4.haftadan itibaren sade bir yönetim kurulu üyesi olarak görevime devam ettim. Evet bu takımı ben, Seçkin ve Tolga kurduk. Başkan ve yönetim de onayladı. İlk 4 hafta da bu takımın iyi oyuncuoardan kurulu olduğunu, iyi ama çiğ bir takım olduğunu, üstüne koyarak gideceğini söyleyenler ezici çoğunluktaydı. Yepyeni bir takımdı. Elbette eleştirilecek ve geliştirilecek çok yönü vardı. Taner Hocamızın getirilişnde ilgim, bilgim ve dahlim olmamıştır. Karşı da çıkmadım. Son ana kadar hep destekledim. Takımın hocasını köstekleyecek halim yoktu. Cafer Hoca'nın gelişinden sonra Başkan ve bazı yönetim kurulu üyesi arkadaşlarımla ortaya çıkan farklılığın seviyesi beni istifaya götürdü. Bülent Bey, senin dediğin gibi arkadaşlarımın önünü bam olarak açtım. Sonrasında olağanüstü kongre kararı alınmış. Yeni yönetimde olmayacağımı herkesin bilmesini isterim. Benim üzerimden kimse enerjisini boş işlere harcamasın. Takımla ilgilensin. Kurumlar her zaman kişilerin üstündedir. Geçtiğimiz Salı günü futbolcularla yaptığım toplantı Hacettepespor Başkanı Sayın Arda Çakmak'ın bilgisi dahilindedir. İstifa etmiş bir yönetici olarak onayı olmadan öyle birşey yapmam söz konusu olamaz. Sana o toplantıyı ihbar edenler toplantının videosunu da göndermişlerdir. Videoda ne diyorsa onu yaz. Video gelmemişse, gel ben sana videoyu izlettireyim. Gönderirim ama o da uygun düşmez. Futbolculara şunu söyledim:" İstifa etmiş bir yönetici olarak elmecbur karşınızdayım. Zira gidişat iyi değil. Hepinizin tek tek sorumluluğunu taşıyorum. Uyanın ve dirilin. Herkese iyi bir takım olduğunuzu gösterin" Şimdilik bu kadar!..
2
Haydar
28 Kasım 201610:55
Bülent Atlas iç dış yıkama yapmış. İçini dökmüş rahatlamış. Özellikle Hacettepe konusunda söylediklerinin altını çizmek lazım. Herkesin konuştuğu ama kimsenin söylemediği sözler. Dedikodudan çıkmış yazıya dönüşmüş. Ellerine sağlık
1
GB
28 Kasım 201610:21
Bülent bey "elimizde sadece Ted Ankara Koleji var" demişsiniz. Aallahi yok, hatta bu sene hiç olmasaydı, hiç olmazsa Ankaralı için bu kadar onur kırıcı olmazdı. Galatasaray maçının ilk çeyreğinde 20 sayı fark yedi ve sadece 6 sayı kaydetti. Deplasman takımı ortada rakip olmadığını gördü ve 20-25 farkı otomatiğe bağladı. en iyi oyuncularını kenara çekti ve bu durumda bile 92 sayı attı. Sadece Sinan Güler oynasaydı 120 sayıya ulaşırlardı. Hala bu takımın başkanı, koçu, seyircisi neyi bekler anlamış değilim.
BÜLENT ATLAS



Yazarın Diğer Yazıları