Site İçi Arama


EKSİK TAKIMLARA KARŞI ZAAFIMIZ DEVAM EDİYOR

2061 Okunma


Ömer Abim, Yeğen Alperen ve kuzen Fahriye ile Sivasspora doğru yola çıkarken aklımızdaki soru yağmur yağıp, yağmayacağıydı. Ömer Abim yola çıkmadan önce hava durumunu didik didik etmişti ve Sivas’a 120 km kala yağmurun başlayacağını ve maç saatinde de yağmur yağacağı öngörüsünde bulunuyordu. Bir umut, “yok, canım daha neler!” diye söylensem de, ilk 300 kilometrede havanın açık olması endişelerimi arttırmaya yetmişti. Hele bir de, Sivas’a yaklaştıkça yağan sağanakla yüzleşince, “tadını çıkartmaya bakalım!” diyordum.

Ama sürpriz bir şekilde, şehre girdiğimizde yağmur durmuştu. Stada doğru ilerlerken neredeyse tamamlanmış gibi görünen yeni stadyumun yanından geçtik. Bal kovanını andırıyordu.

4 Eylül’e ulaştığımızda stadın beklediğimden de küçük olduğunu gördüm. Biz Fahriye’nin geçici kartını alırken Ömer Abim duvardaki, “Ömer Abi Seni çok seviyoruz…” yazısı yanında fotoğraf çektiriyordu!

Turnikedeki polis memurlarından biri, hafta başından bu yana ilk kez güneş çıktığını söylediğinde çok şanslı olduğumuza karar verdik. İçeri girdiğimizde kale arkalarının üstünün açık olduğunu, maraton ve şeref tribününün ise kapalı olduklarını görüyorduk. Rakip tribünleri, muhtemelen takımın düştüğüne karar verdikleri için, oldukça boştu ve sadece karşı kale arkasının köşesinde ufak bir grup tezahürat yapıyordu.

Tribünde bizimle beraber 3 tane de üniversite öğrencisi vardı. Çağlar ve Enis Ankaralı, Hasret ise İzmirliydi. Bundan önce gittiğim birçok deplasmanda Ankara’yla hiçbir bağlantısı olmamasına rağmen Gençlerbirliği taraftarı olanlarla tanışmıştım ama ilk kez İzmirli bir Gençlerbirlikli ile tanışıyordum. Nasıl Gençlerli olduğunu sorduğumda, babasının 90’larda Gençlerbirliği’nin oynadığı iyi futboldan ve daha da önemlisi renklerinden ötürü Gençlerli olduğunu, kendisinden de babası yüzünden Kırmızı-Siyahlı olduğunu öğrendim.

Çağlar’ın bizzat kendisinin elle hazırladığı ve üzerinde “Gençlerbirliği” yazan pankart çok güzel görünüyordu!

Üzülmez, Başakşehir maçına göre sol bekte Uğur yerine Halil İbrahim ve ileride oynayan El Kabir yerine de orta sahaya Serdar Gürler değişikliklerini yapıp, Stancu’yu en ileri koymuştu.

Maça, yenilmesi durumunda küme düşmesi kesinleşecek olan Sivasspor’un baskılı başlayacağını düşünsek de, Alkarlar’ın oldukça akıllı ve baskılı oyununu izlemeye başladık. 17’de Ahmet Oğuz’un nefis ortası ve Ahmet Çalık’ın efsanevi kafa şutuyla öne geçtiğimiz an önce havalara fırladık ardından da “bitti bu iş!” diyorduk. Çünkü gol Sivasspor’un gardını iyice düşürecekti. Öyle de oldu. Kırmızı-Beyazlılar neredeyse doğru düzgün pas bile yapamıyorlardı ve her geçen dakika tribünden gelen tepkiler artıyordu. İlk yarıyı 1-0 önde tamamladık. Hava dâhil her şey yolunda gidiyordu.

Devre arasında bol bol Gençlerbirliği, Ankara, Sivas ve Sivasspor hakkında konuştuk.

İkinci yarı başladığında Sivasspor biraz daha baskılı oynuyordu ama bunun en büyük sebebi Gençlerbirliği’nin garip bir şekilde “skoru koruyalım!” diye geri çekilip, ful savunma yapmasıydı. Oysa Üzülmez’in bu takıma kattığı en büyük artı, skordan bağımsız olarak sürekli rakibi önde karşılayıp oyununu bozmak ve gol aramaktı.

Oyunu sürekli kendi sahamızda oynadıkça Sivasspor’un da baskısı her geçen dakika artıyordu. 62’de korktuğumuz başımıza geldi ve Aatif Chahechouhe’nun golü ev sahibinin iştahını iyice kabarttı. Adeta uyuyan devi uyandırmıştık. Bu dakikadan sonra rakip yüklendikçe yükleniyor biz ise kaptığımız toplarla hücum yapmaya çalışıp oldukça kötü pas hatalarıyla topu rakibe teslim ediyorduk.

71’de Gökhan Süzen’in atılması, normal bir takım için avantaj olarak görülse de bizim için karın ağrılarının başlaması demekti. Çünkü sezonun ilk yarısı 9 kişilik Antep’ten 2 gol yiyip berabere kaldığımız ya da 4 yıl önce Ankara’da 9 kişilik Sivasspor’dan 90+2’de gol yiyip berabere kaldığımızı hatırlıyorduk.

Tam da beklediğimiz gibi oldu. Sivasspor daha da iştahlanırken, biz tüm ataklarımızı saçma sapan şekilde heba etmeye devam ediyorduk. Uzatma anları oynanırken “neyse berabere bitti en azından” diye aklımızdan geçiriyorduk ki, Ante’nin eline çarpan topla birlikte Sivasspor tribünleri piyango vurmuşçasına havalara fırlıyorlardı. Aatif kolayca ikinci golü de ağlara gönderdi ve tribünleri adeta yıkıldı.

Stadyumdan ayrılırken hedefimizde İbrahim Üzülmez vardı. Çünkü takım ikinci yarı çok kötü baskı yiyordu, Halil İbrahim’in kanadı sürekli s.o.s. veriyordu ve hem golü yemiş, hem de rakip 10 kişi kalmıştı ama Üzülmez, ilk müdahalesini yapmak için 81. dakikaya kadar beklemişti. Oysa geldiği günden bu yana yaptığı değişikliklerle oyunun gidişatını değiştirmiş ve hayranlığımızı kazanmıştı. Ama bu sefer, nedendir bilinmez, ilk müdahalesini yapmak için bitime 9 dakika kalana kadar bekledi!

Dönüş yolunda, tıpkı ilk yarısını 1-0 önde kapattıktan sonra ikinci yarı ful savunma yapmayı tercih edip beraberlikle ayrıldığımız Ankara’daki Galatasaray maçındaki gibi çok üzüldüm. 

Facebook Yorumları
Facebook üzerinden yorum var.
Site Yorumları
YORUM YAZ
Adınız:
Yorum:
Güvenlik
Okuyucularımızın görüşleri bizim için çok önemlidir.
İçinde küfür, hakaret, tehdit, aşağılama bulunmayan; aynı bilgisayardan farklı isimler ile yazılmayan tüm yorumlar yöneticilerimizin onayından geçtikten sonra en kısa sürede yayınlanacaktır.
MEHMET ALİ ÇETİNKAYA



Yazarın Diğer Yazıları