Klasspor - Meriç Enercan - Bu rüya bitmesin yazısı

Site İçi Arama


BU RÜYA BİTMESİN

4334 Okunma


ASLINDA yazı isteği, Yeni Malatya maçı sonrası doğmuştu yüreğimin bir köşesinde... “Gelip geçicidir, aldırma...” dedim, geçtim...

Televizyondan seyrettiğim Fenerbahçe karşılaşmasının ardından bir ani atak daha yaşadım... Onu da savuşturdum, tembelce...

Ve Beypazarı’ndan birkaç kilometre önceki Yenikent Stadı’nda dün izlediğim Kayserispor maçının ardından kendimi tutamadım...

Tam 7 yıl olmuş Ankaragücü maçı yazmayalı...

Hürriyet’teki Trabzonspor görevinin sonrasında “spor gazeteciliğine yabancı kişiliklerin” kurum iktidarını ele geçirmelerinin ardından benim için meslek, psikolojik olarak bitmişti zaten... Birkaç yıl daha profesyonel direnç gösterip, 2014 Ocak ayında çadır tiyatrosuna veda etmiştim. Gidiş o gidiş...

ANKARAGÜCÜ’NÜ İZLEME KEYFİ

Sonrasında Klasspor’un doğumundan bu yana, çabasını takdir edip kendisine her türlü mesleki desteği verdiğim Bülent Atlas mecraları dışında hiç yer almadım.

Bir ağabey, yol gösterici ve yoldaş olarak Bülent’in yanında yer aldım...

Sevgi gördüm, saygı gördüm, insanlık gördüm; hepsi o kadar...

Başka bir beklentim de yoktu...

5 yıllık emeklilik sürecimin, Bodrum dışındaki Ankara bölümü bundan ibaretti.

Ve elbette, doğmadığım ancak büyüyüp, yaşadığım ve de doyduğum kentin en büyük arması Ankaragücü’nün maçlarını statta izleme keyfi... Süper Lig’de oynayıp, formasında bir göğüs reklamı bile olmayan takımın...

İki insanın egolarını tatmin etmesi uğruna 6 yıl gözlerden ırak, köylere kasabalara mahkum edilen ve bileğinin hakkıyla Süper denilen lige dönen Ankara’nın Gücü’ne tanıklık etmek bir görevdi benim için... Ancak sadece izlemek...

MUTLULUĞA ORTAK OLMAK

Evet bu kafayla gittim Yenikent’e dün... Kilometrelerce yolu umutla, keyif beklentisiyle gittim... İyi ki de gitmişim...

Ankaragücü’nü seven herkesin, orada yaşadığı mutluluğa ben de ortak oldum. Çalışkan, idealist ve inatçı Teknik Direktör İsmail Kartal yönetiminde futbolun doğrularının sahaya yansıtılmasına tanık oldum.

Kaleci Korcan’ın tecrübesini aklıyla birleştirdiğini gördüm.

Kırık omuz kemiğine rağmen, iki iğne ile sahaya çıkıp, ortaya yürek koyan Yalçın’ı izledim. Mevkidaşı Faty’i oyunun içine alışına, desteğiyle büyütmesini alkışladım. Yorulmak nedir bilmeyen Erdem’in öldürücü deparlarına, Pinto’nun Kayseri sol kanadını İstanbul otobanına çevirmesine, Kenan’ın bitmeyen enerjisine hayranlıkla bakakaldım...

El Kabir’in golünde “keşke tekrarı olsa” diye hayıflandım.

Genç Kubilay’ın attığı golle çalışkanlığını taçlandırmasından mutluluk duydum.

SAHADAKİ FUTBOL VİRTÜÖZÜ

Ve bunlar olup biterken sahada 21 numaralı formasıyla Dja Djedje isimli bir futbol virtüözünü, çikolata mutluluğu gibi tadını çıkara çıkara seyrettim.

Hani çocukların hiç bitmesini istemediği çikolatalar vardır ya, tam o misal...

Ersun Yanal dönemindeki Rogerio gibi topla aşk yaşayan, onu bir heykeltraş gibi ustalıkla işleyen, keyif verici bir futbol sanatçısı Djedje...

Bifouma ve Kone’nin de müthiş çabalarıyla kucak dolusu alkış ve takdiri hakettikleri bir resitaldi dünkü...

TARİH TEKERRRÜRDEN İBARET OLMASIN

İşte bu resitali sahneye koyan, oyuncularını bu keyifli oyunda güç, taktik ve psikolojik olarak motive eden yönetmen İsmail Kartal ve de ekibi...

Sizlerin yaptıklarını yaşayıp, olan bitene tanık olunca insanın içinden, “Hiç bitmesin bu rüya...” demek geliyor...

Son 6 yılın çilelerini düşününce, bugünlerin değeri çok daha iyi anlaşılıyor.

Geçtiğimiz sezon başında sana yapılanlara dayandığın, sonrasında Ankaragücü’nü sevenlere yaşattıkların için sana ne yapılsa ne kadar teşekkür edilse az...

Sevgili Hocam sen, Ankaragücü için şanssın; Ankaragücü de senin için...

İkibinli yılların başında Ankaragücü, treni göz göre göre kaçırmıştı.

Umarım, “tarih, tekerrürden ibaret değildir...”