Klasspor - Meriç Enercan - Bir forma bir adam... yazısı

Site İçi Arama


BİR FORMA BİR ADAM...

12393 Okunma


1971 yılı Temmuz ayında başlamıştı bu aşinalık…

Adam, Tandoğan’daki kulübün kapısından içeri girdiğinde “Nihat Amca”” namıyla anılan görevliyi bulmuş, o kulübün üyesi olmak için gerekli evrakları teslim etmişti.

Henüz 14 yaşındaydı genç adam… İsmail Amca ile birlikte binadaki en popüler kişi olan Nihat Amca, iki ay sonra ona bir paket vermiş, içinden de eşofman, şort derken iki de forma çıkmıştı. Biri lacivert diğeri beyaz… Forma deyince bir de Ahmet Amca vardı binada,  lakabı Gırgır olan… O’nu daha sonra tanıyacak ve diğerleri gibi çok sevecekti…

İşte ilk olarak sırt ve önü 14 numara taşıyan, göğsünde “Kurşun” görüntülü arması olan formayla ilk kez o gün tanışmıştı.

“İlk görüşte aşk” idi bu, sonradan anlaşılan…

Aslında Atatürk Lisesi’nde 4 yıl giydiği, voleybol ve basketbol takımlarının formaları, ya 5 ya da 10 numara idi adamın. Ancak bu kez seçme şansı olmamıştı her nedense…

Ankaragücü, adamın ilk göz ağrısı idi. O dönem Fenerbahçe’ye olan tutkusu da 8 kişiyle kazanılan zaferi, o sezon Ankaragücü’nün aldığı kupanın sevincini engelleyemedi. Sanki gönlü kaymıştı Ankara’nın Gücü’ne…

Neyse zor antrenman koşulları, geçinemediği bir antrenör ile bir sezonu zar zor tamamlayıp, veda etti ilk formasına adam…

Mülkiye takımında devam eden basketbol yaşamında, Ankaragücü’nün en dikkatli takipçisi idi. Siyasal Bilgiler Basın Yayın’da okuyup, Mülkiye’de oynadı iki sezon… Yani hem Mülkiyeli hem de Mülkiyeli idi…

Formaya olan aşk,  gazetecilik tutkusunda da seçimin “Spor Servisi” olmasına neden oldu. Nasıl olsa hafta sonları, Statlarda, basketbol, voleybol salonlarında geçecekti; o zaman gitmişken iki satır yazardı adam…

Profesyonel gazetecilikteki aşaması olan Hürriyet’in ilk yılında tanık oldu Ankaragücü Mucizesi’ne… Kısıtlı imkanlar, kısıtlı bir kadro ile bir ikinci lig takımının Türkiye Kupası’nı alıp, Birinci Lige terfi ettirilmesine…

İşi bir süre sonra “Ankaragücü’nü izlemekle görevli gazeteci” olmuştu. Beş yıl süren “Basketbol gazeteciliği”ni de sürdürüp asıl zamanını Ankaragücü’ne ayırdı adam…

Soğuğu, sıcağı; yağmuru, karı; yurt içi, yurt dışı demeden 30 yıl peşinden gezdi bıkmadan usanmadan… Kazanıp, kaybederken; sevinip, üzülürken Ankaragücü, adam hep oralardaydı.

Ankaragücü’nün Türk Futboluna hediye ettiği Fatih Terim, Samet Aybaba ve daha nice teknik adamlarla çalıştı, çok şey öğrendi. Ersun Yanal gibi yakın  dönemin parlayan yıldızının çıkışına tanık oldu.

Ankaragücü’nün tarihine tanıklık ederken, unutulmaz maçları, olayları yaşarken; “Sivas’taki ıslak forma ile kış günü ikinci yarıya çıkan takıma” üzüldü. O günün hatırasına kaptan Aydın Toscalı’nın arkadaşlarına imzalattığı formayı, “Acının simgesi” diye sakladı.

Tıpkı Hakan Kutlu’nun Ulubatlı fotoğrafındaki formanın bir eşine sahip olmanın, en sevdiği santrfor Ohanne Kennedy’nin son giydiği formasına sahip olmak keyfi gibi…

 Güzel günler gibi iç burkan sıkıntının varlığına da tanık oldu adam…

Yaklaşık iki yıl önce gazeteciliği bırakıp, kısmen köşesine çekilen ve olan biteni oradan izleyen adam emeklilik keyfini , Ankaragücü’nü katarak sürdürdü.  

Görevde iken, sınırlarını dikkatle çizmeye çalışan adam, artık gönlünce Ankaragücü forması giyip, ortalığa çıkabiliyordu. Kimsenin “ne diyeceği” konusunda hiçbir kaygısı yoktu artık.  

Sadece geceleri Ankaragücü armalı tişörtü ile uyuyan adam, artık gün ışığında sarı lacivert dolaşıyordu Bodrum sokaklarında…

İnsanlardan da o kadar güzel tepkiler alıyordu ki…  

Biri, “Kupa Beyi oley” diye bağırıyordu kafeden…

Diğeri lokantanın sandalyesinden dönüp, “Dayan Ankaragücü… Yaşa Ankaragücü, varol Ankaragücü…” diye sesleniyordu…

Orta yaşlı bir hanım, “Cumhuriyetin takımı Ankaragücü” diye destek veriyordu…

“Atatürk’ün takımı, çok yaşa” diye doğruluyordu yaşlı bir amca…

Bir coşku, bir sevgi, bir ilgi adamın formasına aşk yağıyordu…

Bu insanların çoğu Fenerbahçeli, Galatasaraylı, Beşiktaşlı ve de Trabzonsporlu idi...  

Ama hepsi Ankaragücü’nü seviyordu. Adam da hem onları hem de formasını seviyordu.

Ve adam her şeye rağmen ümidini inatla koruyordu…  

“Bir gün gelecek, Ankaragücü gerçek yerine dönecek…”