Futbolcu köle değildir

Site İçi Arama


FUTBOLCU KÖLE DEĞİLDİR

Futbolcu köle değildir

Koray Avcı geçen sene Manisaspor'da yaşadığı kötü ayların ardından Gençlerbirliği'nde eski güzel günlerine dönmeye çalışıyor..

2121 Okunma

Koray Avcı geçen sene Manisaspor'da yaşadığı kötü ayların ardından Gençlerbirliği'nde eski güzel günlerine dönmeye çalışıyor..

Futbolcuların mal ya da köle gibi görülmesini eleştiren Koray, "6 ay önce insanları üzdüğünüz bu kadar açık ortadayken, yenisini yapmak bence doğru değil. Yani birşeyler çıkarmamak biraz insanlarla alakalı. Sonuçta hepimiz yaşadıklarımızdan, kendimizi geiştirmek, standartlarımıza biraz daha kalite katmak zorundayız diye düşünüyorum. Kötü bir şey yaptığınız zaman bir daha tekrarlamamak için elinizden geleni yapmıyorsunuz, altı ay önce kötü bir şey yaptınız. Tamam işinize yaramayan insanla tabii ki çalışmak zorunda değilsiniz ama karşılıklı konuşma ortamı, ortak bir çıkar bulabilmek bence çok önemli bu konularda." dedi.

“BURAYA GELDİĞİMDEN BERİ KEYİFLİYİM”

-Koray ciddi anlamda soruyorum, nasılsın?
Valla buraya geldiğimden beri keyfim iyi. Bir de 5-6 aydır süren bir sakatlığım vardı. Yavaş yavaş onu atlattım, şimdi eski durumuma gelmeye çalışıyorum. 2 aydır tekrarlamadığı için kendimi daha iyi hissediyorum. Yavaş yavaş toparlandığımı düşünüyorum. Uzun süren bir sakatlıktan bir oyuncu psikolojisi yani onun geçtiğine daha çok seviniyorum. İyi bir kulüpteyim. Eski arkadaşlarım var burada. Sakatlığım nedeniyle uzun süre antrenman yapmayınca, şimdi eksiklerimi kapatmaya çalışıyorum ve kapattıkça daha iyi olacağını düşünüyorum. İyi bir ekipteyim.

-6 aydır derken, geçen sezon Manisaspor’da yaşadığın sakatlık süreci değil mi? Başka bir sakatlığın olmadı değil mi?

Aynı sakatlığım evet ama sürekli nüksettiği için uzun sürdü. Aralıklı aralıklı oynadım ama uzun süre istikrarlı oynamadığım için bende sıkıntı yarattı. Şu an 2 aydır sürekli antrenman yapabiliyorum. Eksiklerim artık kapandı denilebilir. En hazır hale gelmeyi bekliyorum şu an.

“MANİSA’DA HATA YAPTIK”

-Manisa’da sakatlık sürecinde tedavin tam anlamıyla bitmeden mi oynayama başladın?
Sezonun sonlarıydı ve konum itibariyle size ihtiyaç duyulan bir dönemdi. Beklentilere cevap vermek zorundasınız, kendinizi fedakarlık yapmak zorunda hissediyorsunuz. Aslında profesyonel oyuncu olarak yapmamanız gerek ama beklenti olduğu için yapıyorsunuz. Bu benim için bir hataydı. Orayı, oradaki çocukları, hocayı sevdiğimiz için fedakarlık yapmak zorunda hissediyorsunuz kendinizi. Ben de öyle yaptım. Ama dediğim gibi biraz kötü oldu. 2-3 hafta daha bekleyebilseydim, sezonun geri kalanının tamamında oynayabilecektim. Karşılıklı olarak yanlış yaptık. Benden erken beklenti içinde bulundular ama katkım tam olmadı oraya.

-Ki bir fedakarlık yaptın ama onun dışında futbolculara ağabeylik de yaptın. Genç futbolculara Süper Lig futbolcusu olmanın hazzını, mutluluğunu, ayrıcalığını, farklı bir değer olduğunu sürekli söyledin. Geçen sene Manisa’da yaptığımız röportajda bunları kendilerine söylediğini anlatmıştın.
Söylüyorsunuz ama saha içerisinde olmakla daha farklı destek verebiliyorsunuz. Çünkü size saygı duyuyorlar orada. Siz de bunu görerek daha sıcak davranmaya başlıyorsunuz. Böyle duygular içerisindeydik. Onlar da beni sağolsunlar çok dinlediler, özellikle saha içerisinde. Oynadığım maçlarda gayet iyi oynuyorduk ama belki 2-3 hafta daha bekleseydim sezonun geri kalan 11-12 haftasını oynayabilseydim, bence ligde kalan bir Manisaspor takımı oluşturabilirdik. Tabii ki saha dışındaki ağabeylik bir yere kadar. Benim saha içinde olmam Manisa takımı için daha önemliydi. İşte bir hata yaparak onu engellemiş olduk. Erken oynamak bizim için bir hataydı.

“MANİSASPOR ÜST DÜZEY BİR TAKIMDI”

-Profesyonel futbol hayatında ilk kez Manisaspor’da mı ligden düşme acısını yaşadın?
Evet, evet. Kötü oldu. Çok iyi bir ekip olduğunu düşündüğünüz bir takımın kötü şekilde lige veda etmesi kötü. Çok kaliteli futbolcuların bir arada olduğu bir takımdı. Sonlara doğru benim sakatlığım, Ümit’in sakatlığı, saha içerisinde onları sahiplenecek bir oyuncunun olmaması sıkıntı yarattı bizde. Belki performans ve kalitelerine inanmadığınız bir takımda olsanız bu kadar üzülmezsiniz ama gerçekten Manisaspor üst düzey bir takımdı. Teknik direktör olarak kaliteli teknik direktörler, oyuncu kalitesi ve kişiliği bakımından çok üst düzey bir takımdı. Olmaması gerekirdi diye düşünüyorum.

-Baktığın zaman o kadronun oyuncuları bugün ligin üst düzey takımlarına gitmişler.
Evet, Selçuk, Burak, Güven, Ferhat. Birçok özellikli oyuncular vardı. Oynarken keyif alabildiğimiz çok oyuncu vardı. Ve daha önemlisi kişilikli oyuncular vardı. Hem saha içinde hem dışında birbirimizle çok şeyi paylaşabileceğiniz arkadaşlar vardı. O bakımdan üzücü öyle bir takımın 1. Lig’de olması benim için. Keşke olmasaydı.

-Öyle bir takımı bir araya getirmek de çok zor.
Kesinlikle zor. Çok iyi oyunculardan bir takım oluşturabilirsiniz ama hem çok iyi oyuncuları hem çok kaliteli insanları bir araya getirmek zordur. O öyle bir ekipti bana sorarsanız. Üzücü bir durum. Çoğu oyuncu ligde devam ediyor ama sanıyorum Manisaspor kalsaydı, Manisaspor’da buldukları huzuru belki başka takımda bulamayacaklardı, devam ederlerdi diye düşünüyorum.

“G.BİRLİĞİ BEKLENTİLERİME UYGUNDU”

-Sonrasında neler yaşadın? Sezon bitti, tatil başladı ama senin için tatil olmadı, sakatlıkla, tedavinle uğraştın. Takım küme düşmüş, bonservisin orada. Gelen teklifler var, profesyonel olarak Süper Lig’de devam etmek istemişsindir. Bu süreçte neler yaşadın? Neden Gençlerbirliği?
O süreçte İstanbul’da kalarak sürekli tedavi oldum, çalıştım. Moral bozukluğu vardı. Değer verdiğiniz insanların da birşey kaybettiğini görmek sizi çok üzüyor. Benim orada çok iyi arkadaşlarım var. Onların 1. Lig üstü kaliteleri olduğunu bile bile orada oynamaları beni gerçekten üzüyor. Ama tabii ki kendi yolunuzu çizmeye devam etmek zorundasınız. Benim de çok fazla bekleyip kafamı kurcalayacak durumum yoktu. Benimle doğru orantılı çıkış yapacak bir takım arıyordum. Gençlerbirliği de uygundu. Yani onların size verdiği değer önemliydi. Ben açıkcası çok beklemedim, lig bittikten sonra 15 gün içerisinde zaten herşey bitmişti. Buradaki insanların sizden birşey bekliyor olması benim için önemliydi. Ben de kendi adıma bir çıkış yakalıyorum, Gençlerbirliği’nin de böyle bir çıkışa ihtiyacı vardı. Doğru orantılı olarak birbirimizi bulduğumuzu düşünüyorum. İnşallah iki taraf için de hayırlı bir tarnsfer olmuş olur.

“KENDİMİ BULMAK İSTİYORUM”

-Geçen sene de konuşmuştuk, futbolcunun hedefleri hiç bir zaman bitmez. Hedefin bitiği yerde zaten futbol hayatın biter. Yeni hedeflerin mutlaka var.
Şu an için öncelikle Gençlerbirliği Kulübü’nün hedeflerine cevap verebilmek. Şimdi onlar benden birşey bekliyorlar. Onların hedeflerine ulaşabilirsek doğal olarak benim de iyi performans göstereceğim anlamına gelir. Ben de kendime ondan sonra yol çizeceğim ama dediğim gibi muhakkak bir hedef olmalı. Gençlerbirliği takımının iyi bir takım olduğunu, iyi bir camia olduğunu düşünüyorum. Bu sene yapacağımızın en üstünü yapmak istiyoruz. Olabilirse bir Avrupa Kupası’nda Türkiye’yi temsil etmek istiyoruz. Şu an ilk hedefimiz bu. Bunu başarabilirsek zaten hepimizin iyi bir performans göstereceği anlamına gelir. Ondan sonrakiler de tabi bizim kendi yolumuzu çizmemiz için yol gösterecek. Ama öncelikli olarak takımın hedeflerine cevap verebilmek benim açımdan önemli. Tekrar kendimi bulabilmek, kendimi buraya kabul ettirmek ilk hedefim. Ondan sonra tabi kendime yön vereceğim.

-Takım adına hedeflerin bunlar. Takımdan sonra kendime yön vereceğim derken, kendi adına hedeflerini netleştirmedin gibi bir düşünce çıkartabilir miyim? Çıkartırsam biraz yanlış olur diye düşünüyorum. Kendi adına mutlaka net hedeflerin vardır.
Muhakkak var. Ama şu an için Gençlerbirliği takımının başarısı öncelikli. Göstereceğim performansla alakalı. Çok üst düzey performans gösterirsem, ona göre üst düzey hedefler koyacağım. 6 aylık bir sakatlık döneminden çıktığım için yeni yeni kendimi toparlıyorum. Benden beklentilere cevap verebilmek ilk hedefim ve burada kendimi kabul ettirebilmek. Ondan sonra artık performansım beni nereye doğru sürüklerse, oraya doğru gitmek istiyorum yani.

“G.BİRLİĞİ’NİN TEMPOSUNA YETİŞMEK KOLAY DEĞİL”

-Umutsuzluk diye bir durum yok değil mi?
Yok, yok. Sadece biraz sakatlık psikolojisi gibi birşey bu.

-O psikolojiyi atabildin mi üzerinden?
Attım. 2 ay oldu ama 6 aydır oynamayan bir oyuncu olarak hazır olmak kolay değil. Eski formunuzu bir anda yakalayamıyorsunuz. Ve burası hem çok üst düzey antrenman yapan hem de mücadele gücü üst düzey olan bir takım. Yani onların seviyesine gelebilmek kolay değil gerçekten. Bence x bir takımda olsanız, bu kadar çok koşan oyuncuların arasında olmasanız, bu kadar göze batmaz. Siz de bu kaliteyi yakalamak için bir an önce çaba gösterip, çünkü kendinizi rahatız ediyorsunuz, bu kadar çok koşup bu kadar mücadele edenlerin arasında. Onlara ayak uydurmak zorunda hissediyorsunuz kendinizi. Bu da kolay bir iş değil yani. Çünkü antrenman temposu, koşu kalitesi üzt düzey bir takım gerçekten.

“RAKİPLERİ UYKUSUZ BIRAKMAK İSTİYORUZ”

-Gençlerbirliği’ne baktığımız zaman, son bir iki sezonun öncesinde lige ciddi anlamda damgasını vuran sezonlar yaşamış. Şampiyonluk yolunda hedefleri olan takımlar karşısında belirleyici sonuçlar almış. Ve sen hedefler arasında Avrupa Kupalarını telafuz ettin. Aranızda konuştuğunuzda bu hedefi ciddi anlamda birbirinize dile getiriyor musunuz? Bu çok önemli.
Açıkça, gözle görülen bir durum var, şu an artık eskisi gibi 3 büyüklerle Anadolu takımları arasında anormal kalite farkları kalmadı. Anadolu takımlarının eski korkularını yendiklerini düşünüyorum. Lig artık anormal puan farklarıyla bitmiyor. Yakın bir gelecekte Anadolu’dan mutlaka bir şampiyon çıkacak. Onun için artık kazanmayı alışkanlık haline getiren bir takım, mesela Sivasspor, Kayserispor bunu iyi yapmaya başladı. Alışkanlık haline geldi kazanmak onlar için. Yavaş yavaş bunu kazanmak zorundasınız oraya giden yol için. Bu bizim için önemli bir dönem. Oynadığınız her üst düzey maç, bir Şampiyonlar Ligi, bir UEFA Kupası, bir Inter Toto ayrı bir tecrübe oluyor. Orada kaliteli bir takımı yenmek, kendinize daha fazla güven sağlamanızı gerektiriyor. Şampiyonluk veya çok iyi bir takım olma yolunda bunlar çok önemli etkenler. Tabii ki üst düzey oynayabilecek futbolcular var burada ama bu tür yollardan geçerek daha çok üzt düzey olmaları, daha çok kendilerine güvenmeleri gerek. Bir güven eksikliği de var tabii ki. Eski Gençlerbirliği moduna girmek için bir çıkış yapmak, kazanmayı bir alışkanlık haline getirmesi gerektiğini düşünüyorum. Yani 2 hafta yenip, 2-3 hafta yenilen bir takım olmaktan ziyade, rakibi rahatsız eden, gece yattığı zaman “Yarın ben Gençlerbirliği ile oynayacağım” dedirten, yani uykusuz bırakan bir ekip olmak istiyoruz tekrar eskisi gibi. Bu bizim için 2 senedir olan başarısızlığın üzerine bir geçiş dönemi. Yapabileceimizin en maksimumunu bu sene yapmak istiyoruz seneye daha hedefli bir takım olmak için. Dediğim gibi kalite farkı gerçekten çok azaldı. UEFA’ya gidebilirsek, Avrupa Kupası maçı oynayabilirsek, ne mutlu bize. Yani orada oynanan her maç bizim için ayrı bir tecrübe. Önümüzdeki sene için daha bir rahatlık anlamına gelecek. Şu geçen 2 seneyi unutmak ve Avrupa Kupası maçı oynamak bizim için çok önemli.

-Bireysel olarak Koray’ı konuşmak istiyorum.
Tabi.

“BOĞULACAKSAN BÜYÜK DENİZDE BOĞUL”

-İstanbul özlemi var mı içinde?
İstanbul’da futbol oynamak, bir futbolcunun muhakkak yaşaması gereken bir ayrıcalık.

-Sen bunu yaşadın.

Kesinlikle bir ayrıcalık futbolcu için. Oraya gittiği zaman her türlü fedakarlığı yapması gereken bir ortam. Ne kadar iyi bir takım olursa olsun bir Anadolu takımı, İstanbul’da futbol oynamak, gördüğün ilgiyle, yaşadığın kaliteli ortamla, futbolcu havasına girebilmek için bence büyük takımda oynamak gerektiğine inanıyorum. Ben burada gördüğüm ve oynayabilecek kalitede olduğuna inandığım arkadaşlarıma söyledim. Mesela geçen sene Manisa’da Selçuk’a da söyledim. Çok özel, iyi oyuncuların bir an önce gitmesini istiyorum. Hani derlerya boğulacaksanız büyük denizde boğulun. Hakikaten öyle. Bir an önce gidip şansını orada değerlendireceksin. Bazı oyuncuların bunun farkına varması gerektiğine inanıyorum. Mesela Selçuk’a da ben “Benim son 10 yılda gördüğüm en iyi orta saha oyuncususun” derdim. Taraftar olsam, özel olarak tribüne gidip izleyebileceğim bir kaç oyuncudan biri benim için. Ama o her zaman bana alçak gönüllülük yaptı “O kadar değilim” diye. Ya da kendi yeteneklerinin farkında değildi. Ama işte büyük takımda oynamak için insanların kendi yeteneklerinin farkında olmasının gerektiğine inanıyorum. Burada da 23 tane gerçekten öyle ekstra futbolcu var. Benim futbolculuklarına inandığım Engin, Burhan falan. Onların da, her futbolcunun, bir an önce gidip o zevki tatmalarını istiyorum. Ama tabii ki bireysel yetenekleri bakımından onları biraz daha yakın görüyorum oraya.

-Tamam, git büyük denizde boğul ama, yeteneklerini geliştirip öyle git ve denizde savaş.

Zaten onlarda bir allah vergisi yetenek var. Gerisi artık biraz da disiplinli olmaya bakıyor. İnsan olarak da sorunlu olmadıktan sonra oynayabilecek kalitede olduklarını biliyorum. Kişilik ve adaptasyon olarak zaten bir sorunları olmayacağını düşünüyorum. Başarabileceklerine inandığım için. Yapabilecek insanlara bunu söyleyerek, bence farkına vardırmak gerektiğini düşünüyorum. Ama keşke olabilse de her futbolcu gidip İstanbul’da oynasa. İstanbul’da oynamak bence büyük bir ayrıcalık.

-Şampiyonluk, küme düşme gibi bir çok sevinci ve üzüntüyü yaşadın. Ben hangi takıma giderse gitsin, karşımda çok güçlü, dirayetli, yılmayan bir Koray görüyorum. Geçen seen Manisa’da aşırı derecede bir inanmışlığın vardı ve o inancını da arkadaşlarına aşılamaya çalışıyordun. Büyük denize gittin ama seninkine boğulmak denmiyor Koray.
Yani artık öyle çok kalite farkı olduğunu düşünmüyorum. Biraz da inançlı olmak çok önemli. Kendinize inanabilmek çok önemli. Benim Manisaspor’daki iddiam da kendimden kaynaklanan bir iddia değildi. Oradaki arkadaşlarınızı görüp, onların kalitesine inandığım için. Ben istikrarlı bir şekilde oynasaydım Manisaspor olarak kesin kümede kalacaktık. Ama bunu “Ya ben iyi futbolcuyum işte” diye demiyorum. Onlara doğru şeyler anlatabilmek açısından söyledim. Doğru şeyleri onlarla paylaştığım, ne kadar iyi futbolcu olduklarını onlara anlatabildiğim içindi yani. Veya saha içinde onları kendi tecrübelerinizden faydalandırdığınız içindi. Öyle olmak zorundasınız. Bir şekilde yaşadıklarınızı birine anlatmadık, aktarmadıktan sonra, bir esprisi yok. Ama onlar beni dinlerler dinlemezler, onların kendi sorunu. Biraz önce seninde söylediğin gibi bir hedef olmadığı zman, sadece para kazanmak için yaparsanız gerçekten tadı olmuyor. Bir hedef olmak zorunda. Birşeyler paylaşmak, yeni birilerini kazanmak zorunda olduğumuzu düşünüyorum. Ben en az 5-6 sene daha futbol oynamayı düşünüyorum en az. Bir hedef muhakkak olmak zorunda. Hedef olmadığı zaman hayatımda bu işi zaten yapmayı düşünmüyorum yani.

“FUTBOLCUYA KÖLE MUAMELESİ YAPILMAMALI”

-Beşiktaş’dan nasıl ayrıldığını biliyoruz. O süreci yaşadık. Ama asıl o süreci yaşayan, duygularında düşüncelerinde hisseden, varsa bir acı tarafı o acı tarafını da yaşayan sensin. Senden sonra yakın zamanda Fahri konusu gündeme geldi. Futbolcu prıfesyonel yaklaşımlarını sergilerken, futbolcuya gerektiği kadar profesyonel davranılmıyor ve bazen alınıp satılabilecek bir market ürünü gibi mi görülüyor? Sen böyle hissettin mi?
Yapılanlar onu gösteriyor. İnsan iyi para verildi diye oraya gidip oynamak zorunda değil. Bir yeri seçerken, mutlu olabileceğiniz yeri seçmek sizin en doğal hakkınız. Malesef bizden sonra onun olayında da aynı şey oldu. Ama belki o daha sıcak aktarabiliyor, gençliğinden kaynaklanabiliyor. Biraz daha oturaklı davranmak zorundasınız, içinizde ne kadar şeyler taşısanız da. Yaşının itibarıyla biraz daha sitemkar konuşabiliyor ama bu işlerde karşılıklı fikir alışverişi çok önemli. En azından insanlık adına çok önemli. Sonuçta yanınızda çalışan çaycı da temizlikçi de olsa insan olarak davranmanız gerektiğini düşünüyorum ben. Yani onada sorabilirlerdi, daha mutlu olabileceği veya hedeflerine daha yakın olacağı bir takıma, çünkü Fahri’yi Konyaspor’a kadar 10 tane daha takım isterdi. Aynı şeyler bizim için de geçerli. Tamam onlar için iyi olan ama en azından ileride birbirinize tekrar selam verebilmek adına çok önemli. Futbol hepimiz adına çok önemli ama benim için insani vasıflar da çok önemli. Karşınızdakini kırmamak veya daha kaliteli davranabilmek benim adıma daha önemli. Ama her insan böyle düşünmeyebilir. “Benim daha önceliklerim var, para işte, insanlık 2. planda” diyorsa ona da saygı duymak gerekir. Ama dediğim gibi ben biraz da olgun davranabiliyorum, öncesine bakabiliyorum olayın. Ben orada bulunduğum sürece, kötü düşünmemi gerektirecek hiç bir şey olmadı. Sadece anlık bir olay, bir kaç gün içerisinde bir olay oldu. Orada bulunduğum süre içerisinde herkes bana iyi davrandı. Ertuğrul Sağlam da giderken karşılıklı konuşabilirdik ama konuşmasak da onun için kötü birşey söyleyememi gerektirecek hiç bir davranışta bulunmadı. Bana sorarsanız, nasıl insan derseniz, kötü biri diyebileceğim hiç bir açık kapı bırakmadı. Bana her zaman kaliteli davrandı. Ertuğrul Sağlam nasıl insan, iyi insan benim için. Ama oradaki davranışı doğru muydu, bana sorarsanız değildi. Yine de benim için kötü bir insan değil. Ben biraz daha yaş itibariyle olgun davranabiliyorum. Gitseniz de, ayrılsanız da ayrıldığınız yerden dostlukların önemli olduğunu düşünüyorum. Futbolcu olarak değil, yanınızda çalıştırdığınız hiç kimseye mal muamelesi, köle muamelesi yapmanın doğru olmadığını düşünüyorum.

“BEŞİKTAŞ YÖNETİMİ AYNI HATAYI TEKRARLADI”

-İyi veya kötü, takıma katkı sağlayabiliyor veya sağlayamıyor. Hepsi bir yana, benim kendi mantığım bunu söylüyor. Ama sen profesyonelsin. Çok daha iyi yaşayıp, bunu çok daha iyi ifade edebiliyorsun. Senin gidişin, Fahri’nin gidişi, Baki’nin gidişi. Baki’den çok iyi biliyorum, karşılıklı oturup konuşmadan, sadece telefon açıp, seni düşünmüyoruz deniliyor. Bunu bir tek Beşiktaş’a mal etmek yanlış olur belki çünkü bu tür gelişmeler bir çok kulüpte yaşanıyor.
Baki’nin veya Fahri’nin olayında, 6 ay önce yaşanmış sıcak bir örnek varken, yine muhakkak birilerini göndereceksin, gidenler olacak ama dediğim gibi 6 ay önce insanları üzdüğünüz bu kadar açık ortadayken, yenisini yapmak bence doğru değil. Yani birşeyler çıkarmamak biraz insanlarla alakalı. Sonuçta hepimiz yaşadıklarımızdan, kendimizi geiştirmek, standartlarımıza biraz daha kalite katmak zorundayız diye düşünüyorum. Kötü bir şey yaptığınız zaman bir daha tekrarlamamak için elinizden geleni yapmıyorsunuz, altı ay önce kötü bir şey yaptınız. Tamam işinize yaramayan insanla tabii ki çalışmak zorunda değlsiniz ama karşılıklı konuşma ortamı, ortak bir çıkar bulabilmek bence çok önemli bu konularda.

“F.BAHÇE’Yİ YENMEK ÖZ GÜVENİMİZ AÇISINDAN ÖNEMLİ”

-Ligin ilk 3 haftasını hem kendi takımın adına hem lig adına nasıl değerlendiriyorsun? Bu hafta Fenerbahçe ile karşılaşacaksınız.
Ekip olarak iyi bir ekibiz, iyi çalışıyoruz. Ama tabi takım olabilmek adına bazı eksiklerimiz var. Oyun kalitesini sahaya yansıtabilmek adına çok istikrar sağlayamadık. Son maçta skor konusunda daha şanslıydık. O biraz daha bizim daha rahat ve daha iyi oynamamızı sağladı. Üst sıralar hedefleyen takımların daha istikrarlı bir oyun satandartı sahaya sürmeleri gerektiğine inanıyorum ben. Bizim amacımız şu, zaten iyi mücadele eden bir takımız ama 90 dakika boyunca bunu yapmaya uğraşıyoruz. Yeni katılan oyuncular için gerçekten çok yüksek bir tempo var burada. Belki daha önce alışık olmadığımız yüksek bir tempo. Şu an buna ayak uydurmaya çalışıyoruz. Uyduranlar da var ama tabii ki yeni katılan oyuncular da tam olarak adapte olamadıkları için bu tempoya oyunun belli başlı bölümlerini iyi oynadık. Ta ki son Eskişehir maçın genelinde çok iyi oldu kendimize güvenmemiz açısından. Keyifli maç oldu. Umarım bundan sonra böyle devam eder. Şimdi Fenerbahçe ile oynayacağız. Şampiyonalr Ligi’nden yorgun gelen bir Fenerbahçe olması, orada kötü giden bir Fenerbahçe olması bizi ilgilendirmez. Bizim için önemli olan Fenerbahçe’dir. Ne kadar iyi bir takımı yenerseniz, o kadar kendinize güveniniz artacak. Bu bakımdan önemli. Bu maçtan galip ayrılırsak bizim için güven açısından çok önemli olacak.

-Derbilere çok alışık futbolcusun. Adına tezahuratlar bile yapıldı. Ankara’da da derbiler oynayacaksınız. Ama İstanbul’da oynadığın derbilerle burada oynayacağın derbi maçlar arasında en önemli farklardan birisi tribünler oalcaktır herhalde.
Gerçekten orada sizi iten, hareketlendiren bir taraftar temposu var ama orada alabileceğimiz bir galibiyet bizim için çok önemli. Artık takımlar arasında kalite farkı çok düşük. “Orada ben Fenerbahçe’yi yenerim” diyerek giden takımlar kazanabilirler ama “Fenerbahçe büyük takım, nasıl oradan çıkacağız?” diye düşünürseniz, yenmeniz mümkün değil. Yani Fenerbahçe maçını kaybetseniz “Niye Fenerbahçe’ye yenildiniz” demez. Ama yenerseniz, haftanın en büyük takımı olacağınızı unutmayıp, size katacaklarını düşüneceksiniz. Çok özel bir stada gidiyorsunuz, büyük takım, büyük bir taraftarı var. Bulunduğu ortamdan biraz keyif almayı bilmek zorunda futbolcu. Yani rakibin taraftarı da olsa, kendinizi o kadar kişiye izlettirebilmek, iyi yönlerinizi gösterebilmek bence önemli.


Hamzaoğlu: Zorlu bir rakibe karşı oynadık
Derbi Gençlerin
Murat Ilıkan'dan derbi öncesi dostluk mesajı
1
Ankara derbisinde 76'ıncı Randevu
1
Başkent derbisinin kazananı kim olacak?
Gençlerbirliği, derbide Ankaragücü’nü konuk ediyor
Facebook Yorumları
Facebook üzerinden yorum var.
Site Yorumları
YORUM YAZ
Adınız:
Yorum:
Okuyucularımızın görüşleri bizim için çok önemlidir.
İçinde küfür, hakaret, tehdit, aşağılama bulunmayan; aynı bilgisayardan farklı isimler ile yazılmayan tüm yorumlar yöneticilerimizin onayından geçtikten sonra en kısa sürede yayınlanacaktır.