Klasspor - Özhan Yüksel - Erkan Hoca'ya çağrı: Ne yapmalı? yazısı

Site İçi Arama


ERKAN HOCA'YA ÇAĞRI: NE YAPMALI?

1597 Okunma


Geçen yılın ardından bu sezonun “ölüm kalım” ehemmiyetine büründüğü malumumuz. Ekonomik yetersizlikler nedeniyle yok olma sürecine girmiş bilumum Anadolu kulübünün yazgısını unutmaksızın, yeniden bir Süper Lig takımı hüviyetini kazanma yolculuğumuzda kaderimizi tayin etmeye çalışıyoruz. Balıkesir ve İstanbul’da gelen iki mağlubiyetle birlikteyse, ilk altıda yer alan üç takımla art arda oynayacağımız keskin viraja girmeden evvel, sezonun en kritik eşiklerinden birindeyiz. Hal bu olunca eşikten adımımızı hangi yöne ve nasıl atacağımıza dair bir şeyler karalamak istedim. Rotamız şu şekilde: İlk önce Balıkesirspor ve İstanbulspor maçlarındaki yanlışlarımız, mağlubiyetlerin gerekçeleri; daha sonra da takip eden periyotta yapmamız ve kaçınmamız gerekenler.

BALIKESİRSPOR MAÇI: AHMET OĞUZ’A KALDIRILAN TOPLAR VE İHTİYATLI OYUN YAKLAŞIMI

Balıkesirspor maçından sonra Erkan hoca Milliyet’e bir röportaj verdi. Röportajın bana kalırsa en kaygı verici kısmı mağlubiyeti rehavete bağlamasıydı. Mağlubiyette rehavet pekala bir unsur olabilirdi, takım yüksek konstrasyonla hazırlandığı Boluspor maçından sonra Giresunspor maçında aynı yoğunlukta olmadığını zaten göstermişti –ki her maça Boluspor maçının yoğunluğuyla hazırlanmak elbet mümkün değil, öyle olsa oyuncular bir yerde çatlamaya başlarlar, ama en azından “istenen yoğunlukta” değillerdi diyelim. Bununla birlikte Balıkesirspor mağlubiyetinde rehavet bir unsur olmakla birlikte mağlubiyetin temel gerekçesi değildi. Biz Balıkesirspor maçını başat hücum planımız olarak seçtiğimiz Ahmet Oğuz’a top kaldırma tercihi ve ilk yarıda oyunu rolantide götürmeyi seçen ihtiyatlı oyun zihniyetimiz yüzünden kaybettik. İkincisine daha sonra değineceğim, ama ilki üzerinde bir duralım.

Bir takım neden hazırlık pası yaparak geriden oyun inşa etmeksizin, topla en ufak bir ilişki kurmaksızın ve en basit anlamıyla futbol oynamaksızın hem kısa boylu hem ofansif becerileri çok sınırlı bir beke defalarca top kaldırır? Gerçekten ben buna akıl sır erdiremiyorum. Bu yüzden Erkan Hoca’nın mağlubiyeti çıkıp rehavete bağlaması, oyuncuları sorumlu ilan etmesi yerine bu uzun-ters top tercihine dair iki kelam etmesini çok arzulardım. Mağlubiyeti üstlensin diye değil, bu tercihin arkasında nasıl bir akıl olduğunu anlamak için –bir açıklama gelmedi ama çok şükür İstanbulspor maçında bu akılsızlıktan vazgeçtik, bu da bir tür özeleştiri sayılabilir kanımca. Şimdi geriye düşmediği sürece her daim ihtiyatlı oynayan takım kimliğine dönelim. Erkan Hoca sezon başında “en büyük şampiyonluk adayıyız”, sezon ilerlerken de “bu ligin üzerindeyiz” dedi. Bence de öyle, hem kulüp organizasyonu hem takım kadrosu olarak bu ligdeki diğer kulüplerden fersah fersah öndeyiz. E madem hal bu, biz neden her maçı bir orta sıra takımı gibi, misal Altınordu veya İstanbulspor gibi “underdog” edasıyla oynuyoruz? Neden bu ligin en iyi takımına yaraşır bir kazanma kararlılığıyla, kazanma içgüdüsüyle sahaya çıkmıyoruz? Neden 0-0 giden her maç bizim lehimizeymiş gibi davranıyoruz? Neden her defasında futbol oynamak geriye düşünce aklımıza geliyor? Bu takıma ligin üzerinde payesi bizzat teknik direktörü tarafından veriliyorsa bu iddia neden icraate dökülmüyor ve biz her maç başlarken ürkek bir tutum takınmaya devam ediyoruz? Sorular “neden yapamıyoruz”da değil, “neden yapmaya çalışmıyoruz”da düğümleniyor. Sahada futbol oynuyor muyuz diye tahlil etmeye girişmek beyhude, çünkü geriye düşene dek böyle bir niyet taşımıyoruz.

İSTANBULSPOR MAÇI: JAILTON’DAN FORVET YARATMAK

İstanbulspor maçına geçelim. Bu sefer ilk 15 dakikada daha önde oynamaya çalışan, ön alanda baskı yapan bir takım. Başlangıç aşamasında Balıkesirspor maçında ortalarda gözükmeyen niyet mevcut ve hakikaten ilk 15 dakikayı da iyi oynadığımızı itiraf etmek gerekir. Ama sonra oyun yoğunluğumuzun kaybolması, daha kontrollü bir yapıya bürünmemiz ve rakibin hızlı hücumlarının başımıza bela açacağının belli olması... O 15 dakikadaki niyetin ilk yarının tamamına yayılamaması ve tek bir pozisyon dahi üretemeyişimiz bir kez daha fahiş bir teknik direktör hatasından kaynaklanıyor: Jailton’u en uca koymaktan. Jailton’un forvet oynayacağı durumlar olabilir. Mesela Boluspor maçı bunun iyi bir örneğiydi. Rakip sahaya yerleşerek oynamayacağınız bir maçta ve üzerinize gelerek size arkada alan bıracak bir rakibe karşı Jailton o ıssız alanlara koşu atabilecek, patlayıcılığıyla pozisyona girebilecek bir silaha dönüşebilir –attığımız golü hatırlayınca dönüştü de. Ama ertesi hafta Giresunspor maçında ne yaptı Erkan Hoca? Karşımızda tamamen kendi kalesini korumayı önceleyen, tüm derdi birinci bölgesinde alan vermemek olan ve mümkünse Yenikent’ten 0-0’la ayrılmayı kabul edecek bir rakibe karşı yine en uçta Jailton’la çıktı. Bir yanda Boluspor gibi bir rakip diğer yanda Giresunspor gibi... Hepten tezat iki maç dinamiği ve oyun etkileşimi. Eğer siz birbirinden bu kadar farklı rakiplere karşı aynı tercihler ve aynı planla çıkıyorsanız ortada bir çelişki var demektir -neyse ki o gün erken bir gol bulduk da bizim için çok zora girebilecek bir maçı kazandık. İstanbulspor maçına dönelim şimdi. İstanbulspor maçının oyun dinamiği Giresunspor maçınınkine benzer; rakibin ne topla oynama derdi var ne de öne çıkma. Siz yine ve yeniden Jailton’la başlayınca bu kez iki şey birden oluyor. Birincisi rakip yarı sahada oynamak isterken ve orada duvar olabilecek, top tutabilecek, top tutarken takımı üçüncü bölgeye yaklaştıracak bir nokta santrfora ihtiyaç duyarken bu işlerin hiçbirini yapamayan ve dolayısıyla öne atılan her topun gerisin geri duvardan sekermişçesine orta sahaya döndüğü bir oyun etkileşimiyle karşılaşıyorsunuz. Jailton tercihi bir yandan takımca önde kalabalıklaşamamıza ve doğal olarak üretken olamamamıza sebebiyet veriyor; bir hücum gediği yaratıyor ve bizim pozisyona girme ihtimalimizi, üretkenliğimizi baltalıyor. Öte yandan önde oynamaya çalışan, defans çizgisini orta sahaya yaklaştıran takım, Jailton top tutamayınca, bu sefer İstanbulspor’un hakimiyetine geçen her topta hızlı hücum yiyor. Maçı gözümüzün önüne getirelim, İstanbulspor defalarca birkaç saniye içinde kalemize indi, öyle ki bir ara Klopp Liverpool’una karşı oynadığımız hissine kapılabilirdi insan. Yediğimiz golde Sese’yi suçlamak yersiz değil, ama ilk yarının tüm hikayesi bu şekilde bizim Jailton tercihi nedeniyle top tutamamamız ve Arnason gibi bir kağnı nedeniyle yediğimiz kontralardan ibaretti. Dolayısıyla bu tercih bizim üretkenliğimizi azalttığı gibi ayrıca kalemizde pozisyon görme ihtimalimizi, rakibin üretken olma şansını da arttırıyor. Yani her durumda bize çifte zarar şeklinde dönüyor.

NE YAPMALI?

Şimdi Karabük maçından sonra önümüzde ligin en zorlu periyodu var: İlk altıda yer alan Denizlispor, Gazişehir ve Adana Demir’le üst üste oynayacağız. Yazıyı daha da karmaşıklaştırmadan basitçe ne yapabiliriz düşünelim.

1-Oyun Zihniyeti: Bu takım ihtiyatlı oynamayı kabul eden uyuşuk bir strateji takımı mı olacak yoksa her maça ilk dakikadan itibaren kazanma arzusuyla çıkan, oyunu ve topu sürekli domine etmeye çalışan bir takım mı? Biraz niyet ve arzu gösterdiğimizde takımın oyununun -sadece Balıkesirspor ve İstanbulspor maçlarında dahi- nasıl dönüştüğüne, nasıl zenginleştiğine ettiğimiz tanıklık doğru cevabı veriyor. Biz ne zaman ki futbol oynamaya karar verdik, topa sahip olduk, rakibin üstüne gittik, gol atmayı önceledik işte o zaman Balıkesirspor ve İstanbulspor maçlarını –kazanamazsak da- kazanmayı hak eden performanslar ortaya koyduk. Cevap Erkan hocanın gözünün önünde, takımın önündeki el freni olmaktan vazgeçmesi gerekiyor.

2-Forvet Tercihi: Her oyun tercihi oyunculara biçilen farklı rolleri çağırır. Eğer bu takım bir kontra takımıysa, önceliği kendi yarı sahasını sahiplenip hücum aksiyonlarını rakip defans hattının arkasına yapılacak koşulara bağlıyorsa o vakit Jailton gibi sprinter bir devşirme forvet tercihi kabul edilebilir. Ama eğer ki amaç topa sahip olmak, rakip yarı sahada oynamak, her maça kazanmak için çıkmaksa bu sefer Jailton size –yukarıda açıkladığım gibi- çifte zarar olarak döner. O nedenle bizim futbol oynamaya, futbol oynamak için de nokta bir santrfora, gerçekten santrfor olan bir oyuncuya ve o oyuncunun da top tutma, top indirme, takımı öne taşıma hususlarında yapacağı katkıya ihtiyaç var. Bu oyuncu kalitesinden ziyade oyuncu karakteriyle ilgili. Dolayısıyla oyunu oynama biçimimiz birinci maddedeki gibi olacaksa –ki olmalı- o vakit elbette en başta Nobre’yi, ama hiç olmazsa Nadir veya Deniz gibi gerçek bir forveti kullanmalıyız. (Burada Denizlispor maçı bir istisna olabilir mi diye aklımdan geçmiyor değil; çünkü Denizlispor maçı Boluspor maçıyla benzer gelişecek. Denizlispor hem iç sahada oynaması hem –Balıkesir’de de kaybetmezse- müthiş bir özgüven taşıması hem de ofansif bir takım olması nedeniyle üstümüze gelecektir, bu oyun dinamiğinde Jailton bir kez daha en önde verim sağlayabilir. Ama böyle maçlık stratejiler üretmek bizi bir sonraki maça kadar götürür; maçı domine eden bir oyunda ısrar ise şampiyonluğa.)

3-Hücum Bölgeleri ve Aksiyonları: Bu takım sezon başından beri tamamen kenarlardan hücum etmeye çalışan bir takım. Kenarladan hücum etmekte elbette bir sakınca yok, topu çizgiye indirerek gelen her kenar hücumu yüksek tehlike üretmeye de açık. Fakat bizim sorunumuz hem bunu çoğu zaman çizgiye inemeden gerçekleştirmemiz hem son dönemlerin yaygın tabiri “half-space” denen alanlara girememiz ama en önemlisi kenarlara yaslanacağız diye merkezden tamamen feragat etmemiz. Daha üretken olmak istiyorsak Erkan hocanın Sese’nin öncülüğünde merkezden daha çok delmemizi, daha organize ve ince işlere girişmemizi ve kenar hücumlarında da topu doğru alanlara taşımayı başarmamızı sağlaması gerekiyor.

4-Oyuncu Tercihleri: Hem kendisini bire bir tanıyanlardan aldığım bilgiler hem de sahadan baktığımda izlenimim Ahmet İlhan’ın müthiş bir karakter olduğu yönünde. Kulübü sahiplenme biçimi de insanı ayrıca mutlu ediyor. Ama Ahmet İlhan sezon başından beri takımın sırtındaki kambur olmaktan öteye gidemedi. Bu Ahmet İlhan’ın suçu da değil, kariyerinin büyük bölümünü atletik özelliklerine borçlu Ahmet İlhan’ın hem ilerleyen yaşı hem yaşadığı sakatlık neticesinde bu becerileri artık erozyona uğramış durumda. E atletizminden mahrum kalınca çıtkırıldım, oyun zekası düşük, adam geçme becerisi namevcut hali de tamamen kapalı oynayan rakiplere karşı takıma herhangi bir değer katmıyor. Dolayısıyla takımın pozisyon sayısını arttırmak için Ahmet İlhan’ın yerine üretken bir oyuncu elzem. İki aday göze çarpıyor, biri Matei diğeri Rahmi. İkisinden birinin mutlaka Ahmet İlhan’ın yerine denenmesi gerekiyor. Bir diğer değişiklik Arnason’un yerine Mert olmalı. Arnason’un şu ana kadar Mert’ten daha iyi performans sergilediğini kimse iddia edemez –ki misal Mert’in Boluspor performansı bu sezonun en parlak geçitlerinden biriydi. Mert hem Arnason’dan daha seri hem de ayağı daha iyi. Ki bu iki oyuncu birbirine yakın seviyede bulunsa dahi bir altyapı ürünü olan gencecik Mert’e pozitif ayrımcılığın işlemesi gerekir. Tüm altyapı oyuncuları kendi seviyelerindeki oyunculara karşı bir adım önde konumlandırılmalı.

5-Merkez tercihleri: Eğer ki oyunu domine eden ve hükümranlığı altına alan bir oyun zihniyeti ve alışkanlığı geliştireceksek bu Selçuk, Bekir ve Yasin’i bir arada oynatarak olmaz. Zaten Ahmet İlhan ve Jailton gibi üretemeyen kenar oyuncularına sahip takım bir de bu üçlüyle oynayınca hücum tavanı iyice dibi görüyor. Ayrıca bu oyuncuların hangi pozisyonda sahada konumlandıkları, hangi görevlerle donatıldıkları da muallak. Dolayısıyla bu üçlüden birinin yerine bir ön alan oyuncusunun dahil edildiği 11’in ne nimetler sunduğunu İstanbulspor maçının ikinci yarısı gösterdi. Önerileri aynı bu hatta kapatayım: Balıkesirspor ve İstanbulspor maçının ikinci yarıları pusulamız olursa, o dakikalarda benimsediğimiz oyun zihniyetini, karakterini, tercihlerini sezona yayabilirsek gerçekten de “bir bakıp çıkarız”.

Erkan Sözeri gerçekten çok özel bir karakter, sadece Ümit Özat’ın halefi olduğu için söylemiyorum, öylesi haksızlık olur, kendi başına bir değer. Dolayısıyla bir dünya eleştiri sıralamış olsam da en büyük temennim Erkan hocanın son haftalarda yaptığı yanlışlardan vazgeçmesi ve bu sefer doğru teşhisleri yapabilmesidir. Son kez tekrarlayayım: Bizim sorunumuz zihinsel bir boşlama halinden kaynaklanmıyor, saha içinde olan bitenden kaynaklanıyor ve o olan bitenin mimarı bizzat Erkan hoca. Buna mukabil, hatalarını her iki maçın devre arasında yaptığı hamlelerle restore eden de yine Erkan hoca. Dolayısıyla yolu, yöntemi ve çözümü biliyor; sadece biraz daha basiretli ve cesur olmaya ihtiyacı var. Eğer üzerindeki ürkekliği atabilirse, oyunun talep ettiği doğrulara bir kez olsun yürekli bir şekilde takımı teslim ederse gerisinin çorap söküğü gibi geleceğinden en ufak bir şüphem yok.

Facebook Yorumları
Facebook üzerinden yorum var.
Site Yorumları
YORUM YAZ
Adınız:
Yorum:
Okuyucularımızın görüşleri bizim için çok önemlidir.
İçinde küfür, hakaret, tehdit, aşağılama bulunmayan; aynı bilgisayardan farklı isimler ile yazılmayan tüm yorumlar yöneticilerimizin onayından geçtikten sonra en kısa sürede yayınlanacaktır.
1
06VKR
5 Aralık 201813:02
Özhan bey elinize, kaleminize sağlık... analizleriyle, çözüm önerileriyle harika bir yazı olmuş. Erkan Hoca'ya saygımız sonsuz ve bizdeki kredisi çok yüksek ama sizin de belirttiğiniz üzere "eğer şampiyonluğa oynayan bir takımsak, ilk yarıdaki hantal oyunlardan ve forvetsiz maç başlangıçlarından derhal vazgeçmemiz lazım. neden Jailton her maç tek başına ve forvet olarak oyuna başlıyor hala anlam verebilmiş değiliz. Hoca'nın Arnason'u deneme ısrarı nedendir ? elimzide altyapımızdan yetişmiş ve bu yaşına rağmen mükemmele yakın bir performans sağlayan Mert'i bazen yedekte tutmak nedendir anlam veremiyoruz . Defalarca belirttiğimiz üzere ve Hocanın da takdirini kazanmış olan Canberk, Rahmettulah gibi oyuncularımız neden hala kupa maçları dışında ilk 11'de yer almıyor ? ve elimizde Matei gibi tam bir Maestro varken neden bu silahımızı kullanmıyoruz anlam verebilmiş değiliz. bu bahsettiklerimiz sadece futbolcu tercihleriyle alakalıdır. daha önemli olan ise takımımızın futbol mentalitesidir. madem biz Şampiyonluğa oynuyoruz ve madem biz bu ligin üzerindeyiz, o halde bizim yapmamız gereken ürkek, sadece ayağında top tutan ve oyunu dengede tutmaya yönelik takım hüviyetinden çıkıp, istanbul ve balıkesir maçlarının ikinci yarısında olduğu gibi oyunu domine eden, rakibe açık alan bırakmayan, sürekli baskılı futbol oynayan ve şampiyonluğu her an istediğini gösteren takım hüviyetine girmektir. hücumdaki kısırlığımızın bir sebebi de oyuna çift forvetsiz çıkmak ya da Nobre'nin arkasına Forvet arkası oynayacak olan Jailton'u monte edememektir. artık bunlara bir çözüm bularak iyi futbol oynamamız lazım. önümüzde 3 tane final maçı var. balıkesire ya da istanbulspora yenilmenin hiç bir önemi yoktur. önemli olan rakibimiz dediğimiz Denizli, Adana Demir ve Gazişehir gibi takımları Boluspor'u yendiğimiz gibi yenmek ve şampiyonun kim olduğunu herkese göstermektir. saygılarımla....
ÖZHAN YÜKSEL